ABD’deki Türk iş insanları New York’ta Türkevi’nde bir araya geldi
New York

ABD’deki Türk iş insanları, iş geliştirmeye yönelik 9. toplantısını New York’ta Türkevi’nde yaptı.

Türkiye’nin New York Başkonsolosu Reyhan Özgür’ün Türkevi’nde 2. kez ev sahipliği yaptığı etkinlikte, ABD’de yaşayan Türk iş insanları bir araya geldi.

Turkish American Business Network (TABNET) tarafından düzenlenen iş geliştirme odaklı etkinlik New York ve çevre eyaletlerde yaşayan Türk iş insanları ve profesyonel yöneticileri buluşturdu.

Katılımcı iş insanları bilgi ve tecrübelerini paylaşarak, potansiyel iş imkanlarını değerlendirdi. Etkinlikte Türk markalarının ABD’de tanıtımı ve yaygınlaştırılması da ele alındı.

Etkinliğe, daha önce ABD’deki ilk Türk belediye başkanı olan, Türk toplumunun yoğun yaşadığı New Jersey’de bölge yöneticisi görevi yürüten, aynı zamanda Amerikan Temsilciler Meclisine girmek için kampanya yürütmüş Türk asıllı Amerikan vatandaşı Tayfun Selen de katıldı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: 362 bin insanı insanlığa uygun bir şekilde gönderdik
TBMM

Ege Denizi’ndeki Geri İtmeler ve Boğulan İnsan Hakları Raporu’nun açıklandığı TBMM’deki programda konuşan Soylu, son günlerde göç konusunun her gün gündemde olduğunu söyledi.

Afganistan’daki savaşın, Pakistan’daki yokluğun, Filistin’deki insanlık katliamının, Suriye’nin ve Irak’ın PKK, PYD, DEAŞ tarafından örselenmesinin sebebinin Türkiye olmadığını belirten Soylu, “Evrensel hukuk kurallarını ortaya koyan efendiler, Suriye’de gerçekleşenlere, evlatlarını kimyasal bombaların altında arayanlara, annelerini, babalarını kaybedenlere niçin çare olmazlar?” diye sordu.

Yunanistan’ı göçmenler ve geri itme konusunda eleştiren Soylu, “Avrupa Birliği (AB) Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansının Frontex diye bir kurumu var. Frontex yeni bir engizisyondur, Batı’nın yüz karasıdır. Bu kurumu kapatmadıkça o karar Batı’nın bütün ülkelerine bulaşacaktır. Bu kurumun başındaki kişinin atılması için elimizden gelen bütün gayreti gösterdik ve başardık çünkü bu katliamların sorumlusudur. Göz yummuştur.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2011 yılından itibaren ölümden kaçanlara sınırlarını açtığını anımsatan Soylu, “O insanlara Türkiye sahip çıktı. 2011’den itibaren planlanmamış hiçbir adım atmadık. Sınırlarımıza gelenlerin kayıtlarını aldık. Bütün sağlıkla ilgili adımlarımızın tamamını gerçekleştirdik. Batıda hiçbir kimsenin aklına gelmeyen her şeyi tam da medeniyetimize, dinimize, milliyetimize, inancımıza ve bu coğrafyaya uygun gerçekleştirdik.” sözlerini sarf etti.

Soylu, Türkiye’nin kendisine sığınanlara sahip çıktığını dile getirerek “Türkiye’de 700 bin çocuk doğdu, doğru. Doğmasaydı ne olacaktı bu çocuklar? Ölecekler veya öldürüleceklerdi. Biz millet olarak gelecek neslimize çok önemli bir miras ve emanet bırakıyoruz. Soysuzlar ne ortaya koyarlarsa koysunlar, biz gereğini yapıyoruz, gereğini yapmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesini yaptı.

“Bu insanların hakkını onlarda bırakmayacağız”

Türkiye’nin AB ile 18 Mart’ta imzaladığı mutabakata uyduğunu, gereken her şeyi yaptığını vurgulayan Soylu, AB’nin mutabakata göre üzerine düşeni yerine getirmediğini söyledi. Soylu, 2020, 2021, 2022’de Batı’ya gitmeye çalışan 45 bin insanın geri itildiğini, bazılarının botunun batırıldığını, bazılarına plastik mermiyle ateş edildiğini, bazılarının ise plastik kelepçelerle ellerinin bağlanarak denizin ortasına bırakıldığını anlattı. Batı’nın bu insanlık dışı manzaralara karşı sessiz kaldığını dile getiren Soylu, şöyle devam etti:

“Bunlardan bir tanesini biz yapmış olsaydık, bizi çarmıha gererlerdi. Biz insan bir milletiz. Hiçbir zaman bu hassasiyetimizi unutmamamız gerekiyor. 18 Mart mutabakatında, ‘Gümrük Birliğini genişleteceğiz’, ‘Yeniden fasıllar açacağız’, “Vize serbestisi getireceğiz” dediler, yapmadılar. Bu insanların hakkını onlarda bırakmayacağız.”

“Çözümü insanları iterek, öldürerek bulmuşlar”

Geri itmelerin kaynağına değinen Soylu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Müracaat edenler, gelenler ve tespit ettiklerinizden uluslararası korumaya, ilticaya başvuranları varsa bunları bize gönderemezsiniz. Onları siz kendiniz uluslararası kurallar çerçevesinde değerlendireceksiniz. 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020’de toplam 3 bin 746 kişi ancak tespit edilebildi. Ne zaman insanlık dışı davranışlar başladı; Yunanistan’daki muhatabımıza dedim ki ‘Biz artık sizin bize gönderdiklerinizi almayız. Ne zaman bunu durdurursanız, ne zaman insanlara yaptığınız işkenceye son verirseniz, döner alırız.’ 1,5 yıldır kimseyi almıyoruz çünkü oraya başvuranların kayıtlarını uluslararası korumaya başvurmasını engelleyebilmek için almıyorlar. Bu kadar basit ve net. Çözümü nasıl bulmuşlar? Çözümü insanları iterek, çözümü insanları öldürerek, çözümü insanları korkutarak, bir şekilde oraya gelmesini engellemek üzere bulmuşlar.”

İçişleri Bakanı Soylu, Türkiye’de şu anda kayıtlı 3 milyon 700 binin üzerinde Suriyeli olduğuna işaret etti. Türkiye’de geçici koruma statüsünde ve uluslararası korumaya başvurmuş 4 milyon 100 bin civarında insan bulunduğunu anlatan Soylu, “Türkiye, 2011 yılının başından itibaren bir göç politikasıyla sorumluluğunu, insaniliğini bilen, İslami değerlerin kendisine emrettiği hükümlere, milliyetine, maneviyatına uygun bir şekilde çabalarını devam ettirmektedir.” diye konuştu.

Soylu, geri gönderilen yabancı sayısına ilişkin şu bilgileri paylaştı:

“2016 yılından, 15 Temmuz’dan itibaren Afganistan, Pakistan ve Afrika başta olmak üzere kimseyi incitmeden, uluslararası kurallara, uluslararası sözleşmelere göre, o ülkelerle anlaşma yaparak gönderdiğimiz insan sayısı 335 bin, 28 bini de terke davet ettik, onlar da gittiler. 362 bin insanı biz insanlığa uygun bir şekilde gönderdik. Yunanistan bunu yapabilir, Avrupa Yunanistan’ı bunu yapmaya davet edebilir. Neden davet etmiyorlar? Biz bu kavgada insanlık tarafındayız, hak, hukuk tarafındayız.”

“Farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz”

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç ise Kamu Denetçiliği Kurumunun bir hak arama kurumu olduğunu, hazırladığı raporlarla geniş hak kitlelerini ilgilendiren konularda kamuoyunda farkındalık oluşturmaya çalıştığını söyledi.

Göçmenlerin yaşadığı sıkıntılara değinen Malkoç, “Biz bu çalışmayı yaparken insan adına, insan onuru adına utanılacak ne varsa yaşanıldığını gördük. Ege’de Yunanlı görevliler sadece mültecileri geri itmiyor, insanlığı da geri itiyorlar. Ege’de insanlığın boğulduğunu gördük. Yunan yetkililer tasarlayarak işliyorlar bu suçları. Dünyanın gözünün içine baka baka yapıyorlar bunları. Daha acısı ve vahimi medeniyetinin insan hakları, hukuk ve demokrasi üzerine yükseldiğini iddia eden Frontex, Yunanlıların bu olaylarına çoğu zaman göz yummakta veya bilerek ve kasıtlı olarak suç ortağı olmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Raporu hazırlarken birçok ilde incelemelerde bulunduklarını, geri gönderme merkezindeki mağdurlarla yüz yüze konuştuklarını, birçok kurum ve kuruluşla, sivil toplum kuruluşuyla görüştüklerini kaydeden Malkoç, “Bu raporla yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları tespit, kayıt ve tarihe not edelim istedik. İkinci hedefimiz ise suçluları delilleriyle tespit etmek ve bunları belgelemek idi.” diye konuştu.

BM: Myanmar’da darbeden bu yana 142 çocuk öldürüldü, 250 bini yerinden edildi
Geneve

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Myanmar Özel Raportörü Tom Andrews, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 50’nci oturumu kapsamında Myanmar’daki insan hakları durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Cuntanın çocuklara yönelik saldırılarını “acımasız” olarak niteleyen Andrews, “generallerin Myanmar halkına boyun eğdirme girişiminde” masum kurbanların büyük acılar çektiğini vurguladı.

Andrews, Myanmar askeri cuntasının çocuklara “vahşice saldırdığını, öldürdüğünü ve sistematik olarak insan haklarını suistimal ettiğini” vurguladı.

“BM 142 çocuğa işkence yapıldığını belgeledi”

Ordunun, 1 Şubat 2021’de yönetime el koymasının ardından, 142 çocuğun hayatını kaybettiğini, pek çoğunun yaralandığını ve 250 bin çocuğun yerinden edildiğini aktaran Andrews, 1400’den fazla çocuğun da keyfi olarak gözaltına alındığını ifade etti.

Andrews, ayrıca 3 yaşın altında olmak üzere en az 61 çocuğun rehin tutulduğunu, BM’nin de darbeden bu yana 142 çocuğa işkence yapıldığını belgelediğini kaydetti.

Cunta yönetiminin uygulamalarından dolayı ülkede tahmini 7,8 milyon çocuğun okullara gidemediğini, sağlık ve eğitim gibi temel haklardan mahrum bırakıldığını belirten Andrews, Dünya Sağlık Örgütünün rutin aşı yaptırmadıkları için 2022’de 33 bin çocuğun öleceğini tahmin ettiğini aktardı.

Uluslararası topluma tepki

“Uluslararası toplumun darbeye ve cuntanın zulmüne karşı yaklaşımı başarısız oldu.” ifadesini kullanan Andrews, devletleri “Myanmar’ın çocuklarını kayıp bir nesil olma riskiyle karşı karşıya bırakan, tırmanan siyasi, ekonomik ve insani krizi ele almak için derhal koordineli bir şekilde harekete geçmeye” çağırdı.

Andrews, “Uluslararası toplumun 2022 Myanmar İnsani Yardım Planı’nı uygulamak için gereken fonların yalnızca yüzde 10’unu taahhüt etmesi ve çocuklar için hayat kurtaran programların rafa kaldırılmasına neden olması skandaldır.” değerlendirmesinde bulundu.

Myanmar’daki askeri darbe

Myanmar ordusu, 2020’deki genel seçimlerde hile yapıldığı iddialarının ortaya atılması ve ülkede siyasi gerilim yaşanmasının ardından 1 Şubat 2021’de yönetime el koymuştu. Ordu, ülkenin fiili lideri ve Dışişleri Bakanı Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almış ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etmişti.

Myanmar ordusunun darbe karşıtı protestocu ve isyancı gruplara silahlı müdahalesi sonucu bugüne kadar yaklaşık 1900 kişi hayatını kaybetti. Darbeden bu yana yaklaşık 13 bin kişi gözaltına alınırken 10 binin üzerinde kişi ise halen içeride tutuluyor.

Askeri mahkemeler, tutuklulardan 2’si çocuk 114 siyasi mahkum hakkında idam kararı verdi.

BM üyesi 47 ülke, Sincan’daki insan hakları durumuna dair kaygıları dile getirdi
Pekin

BM İnsan Hakları Konseyi’nin (BMİHK) 50’ci oturumunda, Hollanda’nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Paul Bekkers tarafından sunulan ortak açıklamada, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’nin, Sincan’daki insan haklarının durumuna ilişkin hazırladığı, ertelenen raporun bir an önce yayınlanmasının beklendiği bildirildi.

Üye ülkelerin Sincan’daki insan hakları durumuna ilişkin derin kaygılarının sürdüğü belirtilen açıklamada, “Kapsamlı araştırmalara dayanan çok sayıda güvenilir rapor, 1 milyonu aşkın insanın keyfi olarak gözaltında tutulduğuna işaret ediyor. Dahası, Uygurların ve diğer azınlık mensuplarının yaygın elektronik takibe ve ayrımcı uygulamalara maruz kaldığı, Uygur kültürü ile din ve inanç özgürlüğü dahil temel hak ve özgürlükler üzerinde aşırı kısıtlamaların olduğuna dair haberler var.” ifadeleri kullanıldı.

47 ülke adına yapılan açıklamada, “İşkence ve diğer insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele ve cezalandırma, zorla kısırlaştırma, cinsel ve cinsiyete dayalı şiddet, zorla çalıştırma ve çocukların ebeveynlerinden zorla ayrıldığına ilişkin haberlere dair de kaygılarımızı bildiriyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Pekin yönetimine bu konudaki endişelere derhal yanıt vermesi çağrısı yapılan açıklamada, “Çin’i hukukun üstünlüğüne bağlı kalmaya, insan haklarının korunması konusunda ulusal ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye, BM Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesini imzalamaya çağırıyoruz.” değerlendirmesi yer aldı.

BM üyesi ülkeler, Çin hükümetinden, BM İnsan Hakları Konseyi’nin Özel Prosedürler mekanizması dahil tüm bağımsız gözlemcilere Sincan’a anlamlı ve engelsiz erişim sağlaması, Irk Ayrımının Sonlandırılması Komitesinin (CERD) Ağustos 2018’de Sincan konusundaki önerilerini yerine getirmesi ve o zamandan bu yana dile getirilen endişelere yanıt vermesi talep edildi.

Ülkeler, Sincan’daki insan hakları durumu nedeniyle diğer üyelere, “sığınmacıları iade etmeme” kuralını uygulamasını salık verdi.

Bachelet’e Sincan raporu sorusu

Öte yandan BM üyeleri, İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’in mayısta Çin’e yaptığı ziyaret ve Sincan’daki temaslarıyla ilgili daha detaylı bilgi sağlamasını, ziyaret sırasında uygulanan kısıtlamalara, hareket serbestisi ve sivil toplum temsilcilerine erişimine yönelik engellere ilişkin detaylı gözlemlerini aktarması istendi.

Ülkeler ayrıca, Bachelet’in BMİHK’nin 48’nci oturumunda duyurduğu, Sincan’daki insan haklarının durumuna ilişkin ertelenen raporun bir an önce yayınlanmasını beklediklerini belirterek, raporun yayınına ilişkin takvimin açıklanmasını talep etti.

BM İnsan Hakları Ofisi, 8 Mart’ta BM İnsan Hakları Konseyinin 48’inci oturumunda Pekin yönetimi ile BM heyetinin bölgeyi ziyaret etmesi konusunda anlaştıklarını duyurmuştu. Çin tarafının ziyarete, raporun ertelenmesi koşuluyla izin verdiği ileri sürülmüştü.

Sincan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin iddialar

Çin, son yıllarda Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türkleri ve diğer azınlık mensuplarını hedef alan sistematik hak ihlallerine ilişkin iddialar nedeniyle uluslararası kamuoyunda eleştirilere hedef oluyor.

Türkiye’nin de yer aldığı BM üyesi 43 ülke, 21 Ekim 2021’de New York’ta düzenlenen BM İnsan Hakları Komitesi Toplantısı’nda yaptıkları ortak açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 1 milyondan fazla kişinin “yeniden eğitim merkezi” adı verilen siyasi kamplarda alıkonulmasından, işkence, kötü muamele, insanlık dışı ve aşağılayıcı cezalandırma, zorla kısırlaştırma, cinsel şiddet ve çocukları ailelerinden ayırma gibi yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerine maruz kalmasından duydukları endişeyi dile getirmişti.

Açıklamada, bölgede din ve inanç özgürlüğü ile seyahat, toplantı ve ifade özgürlükleri üzerinde kısıtlamalar bulunduğu ve yaygın kullanılan elektronik izleme teknolojilerinin orantısız şekilde Uygurları ve diğer azınlık mensuplarını hedef aldığı belirtilmişti.

Pekin yönetiminin hukukun üstünlüğü ilkesine ve insan haklarını koruma konusundaki ulusal ve uluslararası yükümlülüklerine uyması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Çin’e BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve ofisi de dahil bağımsız gözlemcilere Sincan’a hızlı, anlamlı ve serbest erişim sağlama çağrısı yapıyoruz.” ifadelerine yer verilmişti.

Çin yönetimi, Sincan’da kaç kamp bulunduğuna, buralarda kaç kişinin tutulduğuna ve söz konusu kişilerden ne kadarının sosyal hayata döndüğüne ilişkin bilgi vermezken, kendi belirlediği birkaç kampın az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubu tarafından kısmen görülmesine izin vermişti.

Zorla çalıştırma

Öte yandan çok sayıda Uygur Türkü’nün bölgedeki fabrikalarda zorla çalıştırıldığı iddia edilmiş, Sincan’daki bazı işletmeler, “zorla çalıştırma” yoluyla üretim yapıldığı iddialarının hedefi olmuştu.

ABD Kongresi, Aralık 2021’de Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygur Türkleri ile diğer etnik ve dini azınlıkların zorla çalıştırılması yoluyla ürettiği malların ABD’ye ithalatının yasaklanmasını öngören yasayı kabul etmişti.

Washington yönetimi, iddialara konu olan işletmelere ve onlarla çalışan şirketlere yaptırım kararları almıştı.

Pekin yönetiminin sözcüleri ise zorla çalıştırma iddialarını “Çin-karşıtı güçler tarafından uydurulmuş yalanlar” olarak nitelemiş; ülkedeki insan hakları durumunun gerçeğe aykırı olarak karalanmaya çalışıldığını savunmuştu.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Bachelet, ikinci dönem için aday olmayacak
Cenevre

Görev süresi ağustosta sona erecek Michelle Bachelet, BM İnsan Hakları Konseyinin 50’nci oturumunun açılışında yaptığı konuşmada, “Yüksek Komiser olarak görev sürem sona ererken, bu Konseyin dönüm noktası olan 50’nci oturum, brifing yaptığım son oturum olacak.” dedi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Shamdasani, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bachelet’in 2 ay önce BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e yeniden aday olmayı düşünmediğini “işaret ettiğini”, bugün de kararın resmileştiğini söyledi.

Böylelikle Bachelet’in ikinci 4 yıllık dönem için aday olmayacağı kesinleşti.

Uzun yıllardır beklenen Çin ziyaretini, 23-28 Mayıs’ta gerçekleştiren Bachelet, ziyaret sonrası yaptığı basın toplantısındaki açıklamaları nedeniyle başta ABD olmak üzere uluslararası medyada yoğun eleştirilere maruz kalmış, istifa edeceği söylentileri çıkmıştı.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, Bachelet’in, Çin ziyaretinin ardından yaptığı açıklamalara tepki göstererek, Uygurlar ve Tibet hakkındaki paragrafların “gerçeküstü” olduğunu ve “nutkunun tutulduğunu” belirtmişti.

Bachelet, Guterres’in aday olarak seçmesiyle Ürdün Prensi Zeyd Raad El Hüseyin’in yerine göreve başlamıştı.

Çocuk doktorluğundan siyasete atılan Bachelet, 2006-2010 ile 2014-2018’de iki dönem Şili Devlet Başkanı olarak görev yapmıştı.

BM: İsrail öldürmeye ve yaralamaya devam ediyor
Geneve

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyinin 50’nci oturumu İsviçre’deki BM Cenevre Ofisi’nde başladı.

Yüksek Komiser Bachelet, açılışta yaptığı konuşmada, dünyanın farklı bölgelerindeki insan hakları durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bachelet, 23-28 Mayıs 20211’de Çin’i ziyaret ettiğini anımsattı.

Ziyareti esnasında Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde geniş çaplı gözaltılar ve istismarlar da dahil Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıkların insan hakları durumuna ilişkin endişelerini dile getirdiğini belirten Bachelet, Çin’de görüştüğü yetkililerle Çin’in terörle mücadele ve ulusal güvenliği koruma politikaları bağlamındaki insan hakları ihlalleri, etnik ve dini azınlıkların haklarının korunması gibi konuları istişare ettiğini söyledi.

Bachelet ayrıca Tibet ve Hong Kong bölgelerindeki insan hakları endişelerini dile getirdiğini belirtti.

“İsrail öldürmeye ve yaralamaya devam ediyor”

Al Jazeera televizyonunun Filistinli muhabiri Şirin Ebu Akile’nin İsrail askerlerince öldürülmesine de değinen Bachelet, “İsrail makamlarını gazeteci Akile’nin öldürülmesine ilişkin cezai soruşturma açmaya, sonuçları ve bulguları derhal kamuoyuna açıklamaya ve failleri sorumlu tutmaya çağırıyorum.” dedi.

Bachelet, uluslararası insan hakları hukuku uyarınca, İsrail makamlarının neden olduğu her ölüm ve ciddi yaralanma vakasının araştırılması ve uygun şekilde hesap verebilirliğin sağlanması gerektiğinin altını çizerek şöyle konuştu:

“Hakim olan cezasızlık iklimi daha fazla ihlal ve şiddeti körüklüyor. İsrail güçleri tarafından işgal altındaki Filistin topraklarında çocuklar da dahil olmak üzere Filistinlilerin şu anda kronik olarak yüksek düzeyde öldürülmesi ve yaralanması, 2022’nin ilk altı ayında devam etti.”

Gıda krizi uyarısı

Bachelet, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başladığı 24 Şubat’tan sonra, milyonlarca insanı gıda güvensizliği ve yoksulluğa sürükleyebilecek gıda, yakıt ve küresel kriz konusunda ise uyarıda bulundu.

“Ukrayna’daki savaş, birçok kişinin hayatını mahvetmeye ve yıkıma neden olmaya devam ediyor.” diyen Bachelet, sivillere uygulanan şiddetin, gelecek nesiller de dahil olmak üzere silinmez izler bırakacağı uyarısını yaptı.

Dünyada 1,2 milyar insanın aynı anda finans, gıda ve enerji krizine ciddi şekilde maruz kalan ülkelerde yaşadığını belirten Bachelet, “Dünya Gıda Programı, ciddi gıda güvencesizliği olan insan sayısının 2022’nin başında 276 milyondan 323 milyona çıkmasının beklendiğini tahmin ediyor.” dedi.

BM İnsan Hakları Konseyinin 50’nci oturumu 8 Temmuz’da sona erecek.